WWW.MUHAMMEDİHAYAT.COM. MUHAMMEDİ HAYAT - Blogcu


MUHAMMEDİ HAYAT

• 24/1/2008 - HOCALIK VAZİFESİ

Kategori: hikaye

Hocalık Vazifesi

Cüneyd Suavi

ÇOK YAKIN bir arkadaşım telefonla arayıp:

“Sevgili hocam!.” diyor. “Kadınlara uygulanan şiddeti biliyorsun. Eşlerinden dayak yiyip duruyor zavallılar. Bu durumu gözler önüne sermek ve şiddeti biraz olsun azaltmak amacıyla, yoğun bir çalışma içine girdik. Bu arada ülkenin her yerine, bir çok afiş asmaya karar verdik.”

Masum kızcağızları, bazen birkaç kuruş başlık parası verip ailesinin yanından ayıran, en zor ve en mukaddes görev olan 'çocuk yetiştirme işi' yetmezmiş gibi, onları boğaz tokluğuna çalıştıran, üstelik de azarlayıp dövmek gibi bir cinayet işleyen zâlimlere duyduğum nefret yüzünden, kendisini tebrik ediyorum tabi ki.

Bu arkadaşım, grafik sanatçısı. İsmi de Murat. Bürosu da evime çok yakın bir yerde.

Sohbet sırasında bir istekte bulunup:

“Hocam, siz Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olduğunuz için, bu işleri çok iyi bilirsiniz.” diyor. “Yaptığımız çalışmayı görmenizi isterim. Fikirleriniz, inanın ki bizler için çok değerlidir.”

‘Hoca’ olmak kolay değil elbette.

Kalkıp hemen büroya gidiyorum. Ne yazık ki arkadaşım dışarı çıkmış. Belli ki yarışıp duruyor zavallıcık.

Murat Bey'in sekreteri beni tanıyor. Konudan da haberi varmış zaten. Hazırlanan çalışmanın taslağını çıkartıp:

“Böyle bir şey düşündüler efendim.” diyor. “Bana göre orijinal bir çalışma ama, mühim olan sizin görüşünüzdür.”

Anlaşılan sekreter de biliyor kıymetimi. İşi ne kadar önemsediğimi göstermek için, gözlüğümü takıp bakıyorum taslağa.

Afiş, bir kadın resminden ibaret görünüyor. Seçilen tip Anadolu kadını. Yediği dayak yüzünden üstü başı dağınık bir vaziyette çizilmiş, elbisesi yakasından yırtılmış. Kaşlarından biri de, acemî boksörler gibi açıldığından, kanlar içinde kalmış.

Çalışma elbette bu kadar değil.

Resmin hemen üstüne, kan renginde bir tonla: “Yapıştırın gözünün tam üstüne!.” yazılmış. Bu ifade her halde, dikkat uyandırsın diye seçilmiş. “Yapıştırma” tekniğini öğrenmek isteyenler resme yaklaştığında, bu sefer de fosforlu bir “Yara bandı” yazısını fark ediyorlar. İlk bakışta görülmeyen bu iki kelimeyle, yazının anlamı bir anda değişiyor ve: “Yara bandı yapıştırın, gözünün tam üstüne!.” şeklini alıyor. Böylelikle güzel bir mesaj veriliyor: “Hanımlara şiddet değil tedavi uygulayın!.”, “Onlara şefkat gösterin!.” falan diyerek.

Afişe bir kez daha bakıyorum:

Seçilen kadın tipi, çok başarılı. Gerçekten de orijinal bir çalışma ama, anlaşılan Murat Bey, dayak yiyen bir hanıma hiç rastlamamış. Bir komşumuzda, bu duruma sık sık şahit olduğumuzdan, edindiğim tecrübeyi ona aktarmam lazım. Bu yüzden de sekreterden bir kağıt alıp, eksik kalan hususları belirtiyorum.

Afişteki espri, benim satırlarıma da yansıyor elbet. Şaka yollu bir üslupla şunları yazıyorum:

“Değerli kardeşim. Çok güzel bir kadın tipi seçmişsin. Bu bakımdan seni tebrik ederim. Fakat toplum tarafından takdir edilmek ve dikkati çekmek için, kadının gözünü iyice morartmalı, hatta birkaç dişini kırmalısın. Bu taktirde çalışman, herkese örnek olur. Sevgilerimle... Cüneyd Suavi.”

Yazıyı hemen bir zarfa koyuyor ve sekretere vererek, Murat Bey’e iletmek istiyorum. Ama öğle tatiline girildiğinden, sekreter de ayrılmış masasından.

“Nasıl olsa yolumun üzeri.” diyerek, tekrar gelmek niyetiyle dışarı çıkıyorum.

Akşam üstü evime döndüğümde, eşim karşılıyor beni kapıda.

“Biraz önce aklıma geldi.” diyor. “Necati'nin düğünü bu geceydi. Nasıl unuttuk onu? Üstelik de bir hediye bile almadık.”

Çarşı-pazar gezme işi, âdeta işkence gibi geliyor bana. Bu yüzden de kararlı bir tavırla:

“Ben bu işte yokum hanım.” diyorum. “Bir yüz dolar verdik mi, bu iş hallolur. Zaten Anadolu'da ‘para takma’ işi yaygın değil mi?”

Hanımın da aklı yatıyor buna. Boyun büküyor hemen.

O akşam düğüne gittiğimizde, Necati’yi hararetle tebrik ediyor ve eşimin evden ayrılmadan önce bir zarf içine koyduğu yüz doları, sessizce tutuşturuyorum eline.

Necati, benim hem akrabam hem de hayranım. Yazdığım her kitabı, âdeta ezberlemiş. Sağ olsun, çok fazla değer verir bana.

Üç-dört gün sonra, Murat Bey’in bürosuna bir daha uğruyorum. Ama yok ortalarda. Belli ki hâlâ yarışıp duruyor.

Daha önce yazmış olduğum notu, sekretere verip çıkıyorum bürodan, görevimi yapmanın mutluluğuyla.

Arkadaşım Murat Bey, akşam üstü telefonla arayıp:

“Muhterem hocam!.”diyor. "Bu gün gelmişsiniz ama görüşemedik. İşler öyle yoğun ki. Bir teşekkür etmek için aradım sizi. Yaptığımız çalışmaya, çok değerli bir bağışta bulunmuşsunuz. Sizin gibi herkes yüz dolar verse, bu iş çok kolaylaşır, kadınlar da dövülmekten biraz olsun kurtulur." Bu işte bir yanlışlık var mutlaka.

Biraz düşündükten sora:

“Muratçığım!.” diyorum. “Canım kardeşim. Bu yüz dolar nereden çıktı yahu?”

“Sekretere bıraktığınız zarftan çıktı tabi ki hocam.” diyor. “Allah sizden bin kere razı olsun.”

Bir anda ter basıyor vücudumu. Sanki ölecek gibi oluyorum. “Necâti’nin zarfı Murat Bey’e gitmişse, Murat Bey’in zarfı da, Necati’ye gitmiştir elbette.” diyerek.

Âcilen Necâti’yi arayarak:

“Necaticim!.” diyorum. “Düğünde verdiğim zarfı açtın mı?”

“Nasıl açmam sevgili hocam?” diyor. “Açtım tabi ki. En kıymetli hediyeyi o akşam siz verdiniz. Eşim için yazdığınız her öneriyi, emin olun ‘harfiyyen’ uyguladım. Kendisini daha önceden tanırdınız. Nişanlıyken biraz şımarıyordu. Fakat şimdi görseniz, süt dökmüş kedi gibi oturuyor. Zaten dün de afişlerde rastladım: ‘Yapıştırın gözünün tam üstüne!.’ yazıyordu.”

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 12/12/2007 - DOĞAÜSTÜ MÜ YOKSA SAHTEKARLIK MI?

Kategori: hikaye

(yaşanmış) bir olay!... -2-



Yıllar önce size alacakaranlık kuşağı öyküleri kadar korkunç bir gerçek olay sunmuştuk... Şimdi en az onun kadar etkili bir öykü daha sunuyoruz...

 
 Doğaüstü  (yaşanmış)  bir olay!... -2-

Bundan yıllar önce sizlere naklettiğimiz, "yaşandığı belirtilen" bir yol hikayesi, yıllardır dillerde dolaşıyor... Şimdi sizlere benzer şekilde "alacakaranlık öykülerini" andıran ama "yaşandığı rivayet edilen" "gerçek" bir yol öyküsü daha sunuyoruz.

Bu öyküyü de hayretle okuduktan sonra "vay be" diyecek ve ilki gibi meşhur olacağına şahitlik edeceksiniz...

İlk öykümüzün aksine bu anonim söylencenin zamanını ve mekanını tespit edemedik. Ama en az ilki kadar gerçekten yaşanmış olma ihtimali oldukça yüksek..

Buyurun öykümüze:

Sürücünün biri arabasıyla yolda giderken, işaret veren bir yolcuyu arabaya alır. Adam arka tarafa biner.

Şoför, "Eee hemşerim kimsin nereye gidersin? der. Yolcu, "ben Azrailim..canını almaya geldim" der.

Şoför alaycı bir tavırla; "Sen mi Azrailsin" der.. "Yahu senin gibi Azrail olur mu hiç"

Yolcu sakin bir tavırla cevap verir: "Sen daha önce Azrail gördün mü ki tarif ediyorsun? İnanmadın bana öyle mi ?

Şoför: İnanmadım tabii!

Yolcu: O zaman sana bunu ispatlayayım. Bak şu dönemecin ardında, 200 metre ileride biri yolda araç bekliyor... Onu sen kavşaktan sonra göreceksin ama ben buradan görebiliyorum" der...

Gerçekten de adamın dediği gibi şoför kavşağı döner dönmez 200 metre ilerde araç bekleyen bir yolcu görür .. Sürücü onu da almak için aracı durdurur. Yeni yolcu ön tarafa oturur....

Olaylar bundan sonra daha da garip bir boyuta taşınır...

Şoför önce yeni gelene de selam sabah vazifesini yerine getirir ve sorar : Eee sen kimsin hemşehrim, nereye gidersin?

> Abi allah razı olsun. Adım falanca... Sen beni merkezde bir yerde indirirsen işim görülür..

Şoför arkaya döner ve diğer yolcuya, "Eee hadi şimdi kendini bu arkadaşa da bana tanıttığın gibi tanıt" der...

Arkadaki yolcudan ses çıkmaz... Şoför gülerek, "Yahu, şu arkadaki adam bana 'Azrail'im' diyordu. Hem iyilik ediyoz hem de dalga geçiliyoruz" der..

Öndeki arkaya bakar: Abi arkada kimse yok ki!

Şoför hışımla arkaya bakar: Kör müsün be adam, arkada kurulmuş otuyor işte!

Öndeki arkaya bir daha bakar ve "Abi senin kafan iyi mi yoksa benle dalga mı geçiyorsun der?

Arkada konuşmadan oturan adam lafa girer: Gördün mü, öndeki beni ne duyabilir ne de görebilir? Hâlâ inanmadın mı?

Şoförün o anda dizlerinin bağı çözülür, beti benzi atar...

Arkadaki adam pişkin pişkin: Haydi, bırak artık bu dünya ile işin bitti. Arabayı kenara çek, 2 rekat namaz kıl da canını alıp gideyim. Sen de tövbe et, son kez Allah'a yalvar...

Şoför ağlamaklı bir şekilde çaresizce arabayı kenara çeker ve iner...

Arabadaki adamlardan önde olanı direksiyona geçer gaza basar ve şoför dolandırıldığını anlayıncaya kadar karayolunda kaybolmayı başarırlar...

(Haber 7)

    ilk öyküyü merak edenler bu linki tıklayabilirler.

İLGİLİ HABER

İlk öykü neydi diyenlerin merakını gidermek için bu linki tıklaması yeterli:

Doğaüstü (yaşanmış) bir olay!...

 

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/8/2007 - YAŞANACAK YER

Kategori: hikaye

Yaşanacak Yer

 

ÜCRA bir köyde yaşayan adamın biri, çektiği zahmetlerden bıkıp usanmış. Ve büyük bir şehre, fazla bir masraf yapmadan yerleşmek için, Allah'a dua etmiş.

"Amin!." deyip ellerini indirdiğinde, bir ses ilham suretinde kalbine yansıyarak:

— Duan, eşref saate rast geldiğinden, Allah tarafından kabul edildi, demiş.

Adam, sanki bayram yapmış bu müjde karşısında. Fakat hemen şımarıp:

— Madem ki eşref saate denk geldi, göç edeceğim şehri, oturacağım semti, bana nasip edilecek yerin ve komşularımın özelliğini ben seçeceğim!. diye ısrar etmiş.

Kalbinde duyduğu ses, Allah'ın takdirine karışmakla hata ettiğini, Rabbinin neylerse güzel eylediğini söylemiş ama, adam ha bire diretmiş: "Seçimi ben yapacağım!." diye mızıldanarak.

Ses, bunun üzerine:

— Şartlarını söyle bakalım, demiş. Ama dikkat et!. Gideceğin yer, sözlerine göre belirlenecek. Yanlış bir şey söylersen, bu işten dönemezsin.

— Anlaşıldı!. diye atılmış bizimkisi. İstanbul'u seçiyorum, tamam mı?

— Tamam!. demiş ses. Zor bir istek sayılmaz.

— Deniz de görülsün!. demiş, bu sefer adam. Her tarafta bol bol ağaç bulunsun, bu köydekiler gibi. Bir de büyük veli olsun yakınlarında.

Yine aynı ses:

— Biraz zor da olsa çözüm var!. demiş. Eyüp Sultan civarı, senin için uygundur.

— Son şartım da şudur!. diye atılmış adam. Sağımdaki, solumdaki, altımdaki, üstümdeki, hiç bir komşum beni rahatsız etmeyecek. Karı-koca kavgası olmayacak. Ne kapıdan ne de pencerelerden, içki ve sigara kokusu sızmayacak. Komşularımız, televizyon ya da teyplerinin sesini, değil bangır bangır açmak, yüksek sesle bile konuşmayacak, bahçeme bir çöp bile atmayacak, üstümüze balkondan bir şey dökmeyecekler. Bu şartları sağlayan bir yer istiyorum.

Kalbine yansıyan ses, o an kesilmiş, fişinden çekilen bir radyo gibi. Adam, zor bir şart ileri sürdüğünden eminmiş, bu yüzden de heyecanla bekliyormuş kararı.

Bir saat kadar sonra, cevap verilmiş:

— İstediğin şartlar doğrultusunda, yerin belirlenmiştir!. Hemen yarından sonra, Eyüp Sultan Mezarlığı'na gidiyorsun!.

                                                                                    

                                                                                         www.zaferdergisi.com

                                                                                               Cüneyd Suavi

                                                                                Cüneyd Suavi'nin Eserleri İçin Tıklayınız

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 18/7/2007 - YARABBİ YA BANA BİR FIRSAT DAHA VERMESEYDİN!

Kategori: hikaye

Kâbus

Cüneyd Suavi

ÇOCUKLUĞUMDAN BERİ dar mekânlardan sıkılır ve bu tür yerlere girmeyip kaçardım. İleri yaşlarda bunun bir hastalık olduğunu anlamış, fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım.

Oysa ki o dar yerlere, şimdi ister istemez girecektim.

Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların seslerini gayet iyi duyuyor ve gözlerim kapalı olmasına rağmen, her nasılsa onları görüyordum.

— Genç yaşta öldü zavallı!. diyorlardı. Halbuki ne kadar çok işleri vardı.

Gerçekten de birçok işim yarım kalmıştı. Meselâ, oğluma iyi bir işyeri açamamış, araba ile renkli televizyonun taksitlerini henüz bitirememiştim. Büyük bir firma kurup, dostlarımı orada toplamak da hayâl olmuştu. Üstelik kış çok yaklaştığı halde odun kömür işini halledememiş ve çatının akan yerlerini aktaramamıştım.

Yarıda kalan işlerimi arka arkaya sıralarken, kulaklarımı çınlatan bir sesle irkildim. Sanki mikrofonla söylenen bu ses, beynimin en ücra köşelerinde yankılanıyor ve:

— Geçti artık geçti!. diyordu.

İçimden: “keşke geçmemiş olsaydı!.” diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza bilmem ki? Halbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım.

Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi sardığını ve içinde bulunduğum tabutun kapağını örtmeye çalıştıklarını fark ettim. Onları engellemek için avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor, ne de bir ses çıkartabiliyordum. Biraz sonra koyu bir karanlıkta kalmış ve gözlerimi, tabutun tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde:

— Aman Allah’ım!.. dedim. Ne olacak şimdi hâlim?

Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara kaldırılmış ve sallana sallana götürülmeye başlanmıştım. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve su damlacıklarının sesi, tabutumun gıcırtısına karışıyordu.

Cenâze namazı için câmiye gidiyor olmalıydık.

Câmi deyince aklıma gelmişti. Çok yakınımızda olmasına ve her gün beş defa davet edilmeme rağmen, bir türlü vakit bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi, elli yaşına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikâyet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim.

Evet evet, şu kaza olmasaydı, ileride ne iyi bir insan olacaktım.

Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini kestiremediğim ses:

— Geçti artık geçti!. diye tekrarladı. Bitti artık!.

Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara kaldırılmıştım. Mahallemizdeki kahvehanenin önünden geçerken, her gün iskambil oynadığımız arkadaşlarımın neşeli kahkahalarını işitiyor ve “herhalde ölüm haberimi duymamış olacaklar” diye düşünüyordum. Sesler iyice uzaklaştığında, eğik bir şekilde taşındığımı hissederek mezarlığa çıkan yokuşu tırmandığımızı anladım. Şiddetle yağan yağmurun tabuttaki çatlaklardan sızarak kefenimi yer yer ıslattığının da farkındaydım. Buna rağmen, dışarıda konuşulanlara kulak verdim. Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kısmı da millî takımın son oyununu methediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biri ise, yanındakinin kulağına fısıldayarak:

— Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli!. diyordu. Sırılsıklam olduk ya!.

Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar, uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım değil miydi?

Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu yakalayan kollar, beni dibinde su toplanmış olan bir çukura indirdi.

Boylu boyunca yattığım yerden etrafa baktım.

Aman Allah’ım!.. Bu kabir değil miydi?

O âna kadar buraya gireceğimi neden düşünmemiştim?

Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın, üzerimi örtmek için yarıştığını hissediyordum.

Tekrar koyu bir karanlıkta kalmış ve bütün âcizliğimle dua etmeye başlamıştım.

— Yârabbi!. diyordum. Bir fırsat daha yok mu, senin istediğin gibi bir kul olayım. Ve kabrimi, Cennet bahçelerinden bir bahçeye çevireyim.

Aynı ses, her zamankinden daha şiddetli olarak:

— Geçti artık geçti!. diye tekrarladı. Her şey bitti artık!.

Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarsıyordu.

Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kâbus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor arkadaşım, beni ayıltmaya çalışarak:

— Geçti artık geçti!. diye bağırıp duruyordu. Geçti bak, hiçbir şeyin kalmadı!.

Yattığım yerden yavaşça doğruldum. Terden sırılsıklam olmuş ve sanki yirmi kilo birden vermiştim. Dışarıda sağanak hâlinde yağmur yağıyor, şimşek ve gök gürültüsünden bütün ev sarsılıyordu.

Etrafımdakilerin şaşkın bakışları arasında kendimi toplamaya çalışırken:

— Yarabbi!. Sana zerrelerim adedince şükürler olsun!. diyordum. İyi bir kul olmak için, ya bir fırsat daha vermeseydin?

                                                       www.zaferdergisi.com

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

muhammedihayat için

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Blog RSS

siteniz için



Açılış Sayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle |İletişim

Hakkımda

sizleri güller şehri ısparta'mın şirin ilçesi GELENDOST'A bekliyorum. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

* "Allah îmân edenlerin dostu ve yardımcısıdır;
onları inkâr karanlıklarından kurtarıp
hidâyet nûruna kavuşturur.
İnkâr edenlerin dostu ise tâğutlarıdır;
onları îmân nûrundan mahrum bırakıp
inkâr karanlıklarına sürükler.
İşte onlar Cehennem ateşinin ehlidir,
orada ebediyen kalacaklardır."
'Kur'ân-ı Kerîm-Bakara 257.ci Âyet Meâli.'

.....Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı îmân ile hayatlandırınız ve feraizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.
.....Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız îmândadır ve îmân hakikatleri dairesinde bulunur.
Risale-i Nur Külliyatından

kutlu doğum özel

haberiniz olsun

Son yazılar

yasak hemşerim yasak(!)
Ey bu vatan gençleri!
Dikkat evimizde hırsız var!
m.kemali Peygamber Efendimizle kıyaslayanlara bak.
islamı bunlar temsil etmiyor ki saldırasınız
Bir sağlık mucizesi: Üzüm çekirdeği
Bediüzzaman sükunete önem veriyordu!
eğirdir'de kayıp üç çocuktan biri bulundu.
Sizin ve İslam Aleminin Kutlu Doğum Haftası Hayırlı Olsun...
İşte Atatürk Üzerinden Başörtü Düşmanlığının Böylesi
Gül'lü para olsa hoşunuza gider mi?
Yaşasın! Bahar Geldi!
inönü paralara niye resmini bastırdı?
Ey Nebi
O Erler ki;
Ey sevgili;
Kutlu doğum haftası başlıyor!
kutlu doğum etkinlikleri
Günlük Hayatta Müslümana Yakışan Hasletler
LÜTFEN ÜŞENMEDEN HEPSİNE BAKIN!!!
Çetenin 'kabiliyetsiz' senaristi ! Karikatür
İsteksiz Kılınan Namaz Kabul Olur Mu?
Bilgisayarda bulunması gereken yazılımlar
Hakem Takdirini Kullanır-karikatür
Türk'ün övünç gururu

3D Mekanlar
Google
SabahNNK Risale-i Nur - NURRİS Recados Para Orkut



Farklı Pencerede Aç Recados Para Orkut


Recados Para Orkut


Recados Para Orkut


Recados Para Orkut


www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al www.kitapyurdu.com'dan satın al

çeşitli siteler

http://www.gelendost.pol.tr
http://www.ispartanur.net
http://www.osmanli.org.tr/index.php
http://www.EnSevgili.net
http://www.Resulullah.org
http://www.Bediüzzamansaidnursi.net
http://www.cevaplar.org
http://www.son sahitler.com
http://www.gelendost.bel.tr

Bağlantılar

::TC Kimlik No
::Vergi Kimlik No
::SSK Hizmet Dökümü
::İnternet Vergi Dairesi
::Motorlu Taşıtlar Vergisi
::Telefon Rehberi
::ÖSYM Sınav Sonuçları
::KPSS Sonuçları
::KPDS Sonuçları
::Diğer Sınav Sonuçları
::ÖSYM Sınav Takvimi
::Milli Eğitim Bakanlığı
::Üniversiteler
::Sağlık Bakanlığı
::Emekli Sandığı
::Ssk
::Adalet Bakanlığı
::Emniyet Genel Müdürlüğü
::Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
::Bakanlıklar
::Valilikler
::Belediyeler
::Kaymakamlıkla r
::Silahlı Kuvvetler
::Sivil Toplum
::Elçilik - Konsolosluklar
::Avrupa Birliği
::K.K.T.C.
::Turizm
::Son Depremler

Kategoriler

  • bediuzzaman said nursi
  • bilim-toknoloji
  • cizgilerin dili
  • dinimiz
  • dua
  • gelendost
  • haber
  • Hatira
  • hikaye
  • nurun fedaileri
  • oyun
  • resimlerim
  • sağlık
  • sevgi
  • sevgililer sevgilisine
  • siir
  • tarih
  • yorum
  • Arkadaşlar

    mescidiaksa
    nuryarenleri571
    egirdirhastanesi
    enbiya25
    Ebrar67
    rufeydem
    webaslanlari
    Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:37
    Son Sayfa | Sonraki Sayfa